Deprem Teknolojisi & Şehir Dayanıklılığı

Zilzal: Geç Kaldığımız Bir Fikir Değil, Erken Başladığımız Bir Proje

Zilzal: Geç Kaldığımız Bir Fikir Değil, Erken Başladığımız Bir Proje 2020 yılının o tuhaf sessizliğinde — sokağa çıkma yasakları, belirsizlik, herkesin ekrana kilitlendiği o karanlık dönemde — Amerika'dan İzmir'deki Apricot ekibiyle bir konsept geliştirmeye başladık. Adını Zilzal koyduk. Arapça'da deprem demek. O günleri hatırlıyorum. Pandemi tüm planları altüst etmişti ama garip bir şekilde zihinler daha keskin çalışıyordu; belki kalabalıktan, koşturmacadan arındığı için, belki de felaket senaryoları artık soyut değil somut hissettirdiği için. Ve Türkiye'de yaşayanlar olarak deprem soyut bir kavram değildi zaten hiçbir zaman.

Fikrin Özü Temel soru şuydu: Bir deprem olduğunda, ilk dakikalarda gerçekten ne biliyoruz? Cevap acı: Neredeyse hiçbir şey. Binaların sağlam mı yıkılmış mı olduğunu bakarak anlayamazsınız. Havadan görmek de yetmez. Çatlak olmayan bir bina yıkılmış olabilir, çatlak olan ayakta durabilir. İçeride insan var mı yok mu, sağ mı yaralı mı — bunları öğrenmek saatler, bazen günler alıyor. Ve o saatler, o günler kurtarma ekipleri için hayati. Zilzal'ın yanıtı netti: doğru konumlandırılmış sensörler, binanın yarım derecelik kaymasını bile hassas biçimde ölçebilir. İçerideki canlılığı tespit edebilir. Hangi yolların tıkandığını, hangilerinin açık kaldığını saniyeler içinde aktarabilir. Deprem anında, kurtarma ekipleri henüz yola çıkmadan, bir şehrin hasar haritası çıkarılabilir. Teknolojiyi araştırdık. Sensörleri Kore'den temin ettik, çoğunluğu Türk teknoloji transferiyle oluşturduk. Modeli de belirledik: kamu binalarına ücretsiz, her yeni yapıya zorunluluk olarak.

Neden Olmadı? Bu soruyu kendime çok sordum. Dürüst cevap şu: hem zamanlamanın hem de bizim yetersizliklerimizin payı var. Pandemi ortamında kamu kurumlarına ulaşmak, proje sunmak, bürokratik süreçleri yürütmek normalden çok daha zordu. Doğru kapıları çalmayı başaramadık. Gerektiği kadar ısrarcı olamadık. Projeyi hak ettiği platforma taşıyamadık. Bunu yazarken Kahramanmaraş depremini düşünüyorum. Şubat 2023. On binlerce can. Ve ilk saatlerde sahada yaşananları: hangi binanın yıkıldığını bilmeden koşan ekipler, ulaşılamayan mahalleler, enkazın altındaki sesleri duymaya çalışan eller. Zilzal o an hazır olsaydı fark yaratır mıydı? Kesin bir şey söylemek haksızlık olur. Ama bazı binaların durumunu saniyeler içinde bildirmiş, bazı ekipleri doğru adrese yönlendirmiş, bazı hayatları kurtarmış olabileceğini düşünmemek de mümkün değil. Bu his ağır.

Depremin Çözümü Değil, Ara Tedbiri Zilzal'ı bir mucize sistemi olarak sunmak istemiyorum. Deprem öncesinde bina güvenliğini sağlamak, zemin etütlerini yapmak, yapı denetimini gerçek anlamda uygulamak — bunlar hâlâ en temel çözümler. Zilzal bunların yerine geçemiyor. Ama şunu söyleyebiliyorum: deprem olduktan sonraki ilk altmış dakika, ilk altı saat, kurtarma operasyonunun seyrini belirliyor. Ve o sürede doğru bilgiye sahip olmak — hangi bina yıkıldı, içeride kim var, hangi yoldan gidilir — hayat memat meselesi. Sensör teknolojisi bunu yapabilecek olgunluğa çoktan ulaştı. İrade ve altyapı meselesi.

Şimdi Ne? Geç kaldığımızı biliyoruz. Ama geç kalmaya devam etmek istemiyoruz. Zilzal'ı ayağa kaldırıyoruz. Pandemi döneminde yarım kalan bu fikri, bugünün teknolojisiyle, bugünün aciliyetiyle yeniden masaya taşıyoruz. Genç bir ekip ve yapay zekayla yolculuk devam ediyor. Bir ülkede deprem bekleniyor demek yetmiyor artık. Deprem kaçınılmazsa, hazırlık da kaçınılmaz olmak zorunda. Şans dileyin.